“Paylaş” Tuşunun Hukuki Faturası: Ekran Görüntüsü Delil Midir, Suç Mu?
Teknolojinin oldukça geliştiği günümüzde bir uyuşmazlık çıktığında, ya da sadece dedikodu ve haber paylaşmak adına, yaptığımız ilk şey ekran görüntüsü almak oluyor. Artık dijital bir refleks haline gelen bu eylemin, tıpkı bir madalyonun olduğu gibi bambaşka iki yüzünden söz etmemiz mümkün: kendimizi delil toplarken de bulabiliriz, suç işlerken de. Ancak ekran görüntüleri her durumda güçlü bir kanıt sayılamayacağı gibi, her koşulda da suç teşkil etmiyor. Peki, bu mahiyeti meçhul ayrımı tam olarak nasıl yapacağız? Gelin birkaç temel soru üzerinden bu konuyu aydınlatalım.
Ekran Görüntüsünü Başkasına Göndermek Ne Zaman Suç Olur?
Sosyal medyada veya haber kanallarında sık sık "Yargıtay'dan emsal karar: Ekran görüntüsü almak artık suç sayılıyor!" şeklinde basitleştirilmiş manşetler görüyoruz. Bu yüzeysel ve somut örnekten noksan haberler yüzünden vatandaş kafasında büyük bir soru işareti ile baş başa kalıyor: ‘’Şu an suç mu işliyorum?’’
Manşetlerin yarattığı kafa karışıklığının aksine Yargıtay'ın kurduğu mantık oldukça açık ve nettir: Size gönderilmiş bile olsa, bir mesajlaşmanın ekran görüntüsünü muhatabının rızası dışında üçüncü kişilerle paylaşamazsınız. Yargıtay, taraflar arasındaki mesaj görsellerinin rıza dışı başka kişilere aktarılmasını TCK m. 132 (Haberleşmenin Gizliliğini İhlal) ve TCK m. 134 (Özel Hayatın Gizliliğini İhlal) kapsamında değerlendirmektedir:
“...başkalarının haberleşme içeriklerinin, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması eylemi TCK'nın 132/2. madde ve fıkrasında... suç olarak düzenlenmiştir.
TCK’nın 132/2. madde ve fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi gerekir. Bu nedenle haberleşen taraflardan birinin konuşmalarının gizliliğine müdahale edilmesi veya haberleşen kişinin görüntüsünün kaydedilmesi eylemleri, koşulları bulunduğu takdirde, TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir.” (Yargıtay 12. CD, E. 2020/1668, K. 2022/833)
Nitekim Yargıtay bu olayda; sanığın, mağdurla arasındaki mesajlaşmaların ekran görüntüsünü rızası dışında üçüncü bir kişiye göndermesi üzerine verilen beraat kararını bozmuş; tarafların ifşa edilmeme yönündeki haklı beklentilerine aykırı eylemi suç saymıştır.
Ekran görüntüsü ‘’yasağı’’; WhatsApp, Instagram DM, Telegram, SMS veya Messenger gibi özel haberleşme olanağı sunan tüm dijital mecralarda geçerlidir. Yine aynı kararda da belirtildiği üzere:
“...elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) ve ortak semboller... aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının... başka kişi veya kişiler tarafından... öğrenilmesi eylemi TCK'nın 132/1-1. madde, fıkra ve cümlesinde... suç olarak düzenlenmiştir.”
Yani özel hayatın gizliliğini ihlal söz konusu olduğunda mesajlaşmanın gerçekleştiği mecra da, paylaşım şekli de bu hukuki nitelendirmeyi değiştirmez.
Ekran Görüntüsünü Mahkemeye Sunmak Suç Mudur?
Mesajı üçüncü kişilere aktarmak ile adli makamlara delil olarak sunmak aynı kapsamda değildir. Kişi, kendisine karşı işlenen bir suçu (hakaret, tehdit vb.) kanıtlamak ve kaybolma riski olan delili yetkili makamlara sunmak amacıyla ekran görüntüsü almakta özgürdür ve bu ekran görüntüsünü sunması herhangi bir suç teşkil etmez.
Ani gelişen olaylarda, yetkili makamlara başvurarak delillerin kaybolmasını önleme imkânının bulunmadığı durumlarda, karşı tarafın beyanlarını kayıt altına alıp savcılığa veya mahkemeye sunmak gizlilik ihlali sayılmaz.
Peki, Ekran Görüntüsü Mahkemede Tek Başına Delil Olarak Yeterli Midir?
Ekran görüntüsünün delil mahiyeti, hem ceza hem de hukuk yargılamalarında takdiri delil niteliğindedir. Mahkeme sunulan görselleri serbestçe değerlendirir. Ancak her delilde olduğu gibi burada da temel şart, ekran görüntüsünün hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmasıdır.
Nitekim CMK m. 217/2 “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” ve HMK m. 189/2 “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” hükümleri uyarınca usulsüz deliller geçersiz sayılır.
Günümüzde Photoshop veya sahte sohbet uygulamalarıyla ekran görüntüsü üretmek oldukça kolaylaştığından, yüksek mahkemeler yalnızca bir görsel dosyasına veya çıktıya dayanarak hüküm kurulmasını eksik inceleme saymaktadır. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi de bir kararında; mesajların yalnızca ekran görüntüsü olarak sunulması, çıktılardan ibaret olması, telefonda asıllarının bulunmaması ve mesaj tespit tutanağının da yer almaması nedeniyle verilen kararda hukuka aykırılık görmemiştir:
‘’Mesajların cep telefonu ekran görüntüsü olarak dosyaya sunulması, çıktıların fotokopiden ibaret olması, mağdurun telefonunda asıllarının olmaması ve mesaj tespit tutanağının da bulunmaması nedeniyle O yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmış ve Yerel Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.’’ (Yargıtay 4. CD, E. 2020/27697, K. 2023/264)
Bundan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Takdiri delil niteliğindeki ekran görüntülerini mahkemede hükme esas alınabilir delile dönüştürmek için dijital verinin teknik olarak doğrulanması gerekir.
Sunulan ekran görüntüsü; HTS kayıtları, kollukça tutulacak mesaj tespit tutanakları, cihazın kök dizinini inceleyen adli bilişim (forensic) / bilirkişi raporları, Noterler Birliği’nin E-Tespit sistemi veya destekleyici tanık beyanları ile güçlendirilebilir.
Sonuç olarak aldığınız bir ekran görüntüsü, haklılığınızı kanıtlayan bir delil olabileceği gibi; usulsüz paylaşılması durumunda kendinizi sanık sandalyesinde bulmanıza yol açabilecek bir suç da olabilir. Yargılama makamlarının ‘’gördüğüne’’ değil ‘’doğrulayabildiğine’’ inandığı bu dijital çağda delillerin sıhhati her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır. Üstelik yapay zekanın, derin kurguların ve dijital manipülasyon araçlarının hızla geliştiği bir gelecekte, mahkemelerin dijital veriye olan şüpheci yaklaşımı ve bu verilerin doğrulanması ihtiyacı katlanarak artmaya devam edecektir.
Özge CANER




Yorumlar