Süresiz Nafaka: Bir Hak mı, Süresiz Bir Yük mü?
Boşanma gerçekleştikten sonra boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşe geçimini sağlaması amacıyla verilen nafakaya süresiz (yoksulluk) nafakası denir. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, taraflardan birinin ölümü gibi durumlarda kendiliğinden; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiili evli gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması, haysiyetsiz yaşam sürme gibi durumlarda mahkeme kararıyla ortadan kaldırılır.
Anayasa Mahkemesi Antalya 12. Aile Mahkemesinin E. 2025/156 sayılı itiraz başvurusunu kabul ederek, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasındaki “…süresiz olarak…” ibaresini Anayasa’ya aykırı bularak 04.06.2026 tarihli bir iptal kararıyla oy çokluğuyla iptal etti. TBMM’NİN yeni bir düzenleme yapabilmesi için iptal hükmünün yürürlüğe girme süresi 9 ay sonraya bırakıldı. Bu durum , Türk aile hukukunun yıllardır süren bir tartışma konusunu sonlandıran bir karar olurken aynı zamanda toplum açısından hem yeni bir tartışma konusu yaratıp hem de yeni bir dönüm noktası olmuştur. AYM’nin iptal ettiği nafaka değil, süresiz olmasıdır. Nafaka da gidilen bu süresiz ibare kısmının kaldırılması durumu; nafaka süresi neye göre karar verilecek , esas alınacak kriterler neler, mağduriyet durumları nasıl giderilecek, yeni gelen düzenleme eskiye yürüyecek mi gibi kafalarda yeni binlerce soru yarattı.
İptal kararının nedeni, yıllardır gündemde olan adil olup olmadığı tartışması, kısa süreli evliliklerden sonra ömür boyu nafaka mağduriyeti yaşamaları; ölçülülük ve hakkaniyet ilkesine, mülkiyet hakkına (aşırı oransız küflet), kişisel hürriyet ve ömür boyu yükümlülük, aile hayatına saygı gibi birçok hakkı ihlal etmesidir.
Aklıma bu durumda şu soru geliyor. Bitmiş bir evliliğin tüm ağırlığını bir tarafa yüklemek ne kadar doğru? Bu durumda sadece biten evliliğin birlikte yaşama kısmı ve manevi tarafı bitmiş, maddi sorumluluğu hâlâ bir taraf için devam etmektedir.
Peki, yıllarca evde durup evliliği için işini dahi bırakan ve görülmeyen el emeği olan kadınlar açısından nasıl bir yol izlenecek? Belli bir yaştan sonra iş yerlerine alınmayan boşanan kadınlar için bu durum nasıl düzenlenecek? Onların yıllarca ev işleri, çocuk bakımı gibi bir çok durumda verdikleri emekleri neye göre hesaplayıp karar vereceğiz? Sosyal yaşamını devam ettiremeyecek kişiler için bu durum nasıl bir ölçüyle hesaplanacak? Devletin sosyal güvence alma sorumluluğu bu durumda nasıl işleyecek?
Sonuç olarak bu durum ne kadar hukuki bir mesele gibi görünse de sadece hukuki boyutta kalan bir sorun değil; hakkaniyetin, sosyal devletin ve toplumsal vicdanın da ortak bir zorunluluğudur. Ne boşanma sonrası bireyleri yoksulluğa sürüklemeli ne de süresiz yükümlülüklerde yeni kurulacak ailelere engel olmamalıdır. Kıymetli Medeni Hukuk hocam Banu Bilge Sarıhan‘ın da öğrettiği gibi her somut olay kendi özelinde değerlendirilir. Her boşanma durumunda sürenin ve miktarın, tarafların kusur ve ekonomik güçleriyle dengelendiği orta yolu bulunmasından geçmektedir. Bu durumda boşanma süreçleri hakimin takdir yetkisine bırakılmalıdır.
Adalet, ne insanları bir ömür boyu süren bir mahkûmiyetle cezalandırmalı ne de hak ettikleri güvenceden mahrum bırakarak onlara zulmetmelidir...
Kadriye KARAOĞLU




Ellerinize sağlık bildilendirci bir metin olmuş